antakyaaa

Antakya’ya Beni Tekrar Çağıran 10 Neden

Roma’nın tarihi büyüler sizi, Marakeş’in mistik havası…Viyana’da sanatın ışıltısı gözünüzü alır, Üsküp’de doğa…

Ama bir başkadır benim memleketim.

Henüz bir kaç gün önce döndüm Antakya’dan, iki gün bir gece kaldım ama yetmedi. Tekrar gideceğim çünkü aşağıdaki 10 neden beni tekrar çağırıyor:

Musa Ağacı: 800 yıla yakın yaşı olan bu ulu çınara uzaktan bakarken güneşin yaprakları arasında sızarkenki güzelliğini kaçırmayın. Altında hissettiğiniz his huzurun kendisi. Yanındaki Ab-ı Hayat suyunu içmekle kalmayın, yanınıza da birkaç şişe alın ki Titus Tünelinde yürürken yudumlarsınız. Ulu çınarın mitolojik hikâyesini okuduktan sonra hemen arkasındaki çay bahçesinde oturun. Ağaç dallarının altında süvari bardakta kahvenizi yudumlarken zamanın durduğunu göreceksiniz.

Samandağ Seyir Tepesi: Musa Ağacından yola bağlandığınızda sağa dönün; ilerlediğinizde bu eşsiz manzaralı yol sizi sahile kadar götürecek. Aniden karşınıza çıkacak ilk seyir tepesi sizi büyüleyecek. İkinci seyit tepesi büyülemekle kalmayacak, sizi alıp uzaklara götürecek. Göğe şahlanmış Kel Dağları, Akdeniz’e ip çekmiş Samandağ’ın uzun sahili, mavi gökyüzündeki pamuk tarlası bulutlar… Bakmaya doyamayacağınız önünüzdeki bu tabloyu sanmam ki en iyi ressam resmedebilsin.

Titüs tüneli: Tünele giden yol güzel inşa edilmiş. Sağınıza Samandağ’ın uzun sahilini görüş alanınıza alıp, altından keyifli yürüdüğünüz ağaçların portakal mı, mandalina mı olduğunu anlamaya çalışacaksınız, çok da kafa yormadan. Dev kayaların arasındaki uzun yürüyüşten hemen önce bir tarafında suların tepeden aktığı kemer olacak, karşısına geçip uzunca bakıp geçmeden ilerlemeyin. Beşikli Mağara’da kayaların arasına yan yana, koyun koyuna oyulmuş mezarları izlerken çok şey geçecek aklınızdan; geçmişe, bu dünyaya, öbür dünyaya dair…

Lezzet: Sanki başka bir şey var Harbiye’de yenen mezelerde. Her birinin lezzeti bir başka ama hepsi de birbiri ile uyumlu. Her birine masada mutlaka yer ayırırken iki favorim var, biri kokusu yerken burnunuza gelen taze kekik salatası, diğeri lokum gibi çiğköftesi. Çiğköftenin bir özelliği ortasında kavrulmuş kıyma ile servis edilmesi ki ayrı bir tat veriyor.

Medeniyetlerin Buluşması: Şansımıza ki dünyanın ilk kilisesi olarak bilinen St Pierre Kilisesi’ne girdiğimizde kendimizi 500 yıldır tekrarlanan bir ayinin ortasından buluverdik. Her milletten insan küçücük kiliseyi büyük bir toplanma alanına çevirmişti. Ayin esnasında koro eşliğinde okunan dualar dışardan gelen ezan sesi ile karıştı. Karışan sesler değildi aslında, kucaklaşan dinlerdi. Bu şehirde dinlerin, mezheplerin, ırkların hoşgörü ile buluşarak oluşturduğu mozaiği hissedeceksiniz.

Uzun Çarşı: Antakya’nın otantik tarihi çarşısında sabunu, pekmezi, biberi, kabak tatlısı, nar ekşisi, salçası ile renk cümbüşü halinde dizi dizi sıralanmış esnafları bulacaksınız. Defalarca turlayasınız gelecek. Arada dar sokaklara kafanızı uzatmakla kalmayın, kaybolurum diye korkmayan, girin kaybolun.

Vakıflı Köyü: Havası güzel, yeşili bol, evleri taş Türkiye’nin tek ermeni köyü. Sokakları temiz, çevresi derli toplu, insanı cana yakın. Güler yüzle karşılanıp aynı şekilde uğurlandık. Limon ağaçlarının altında yaptığınız kahvaltıda yediklerinizin doğallığı ve lezzeti uzun süre kalıyor damağınızda. Sadece zeytinden 4 farklı çeşit geliyor masanıza ki en lezzetlisi zeytin salatası. Balını yerken çam kokusunu alıyorsunuz. Ekmeği sıcacık, peynirleri türlü türlü, yumurtası tereyağlı…

Künefe: Çok söze, tarife gerek yok, orda yediğimiz künefe ise bu zamana kadar yediklerimiz ne idi? Tarihi çarşının ortasındaki Çınaraltında Yusuf Usta’dan yemek için sıraya giriyorsunuz. Yarım saate kadar bekledik ama bir saat de olsa beklenir.

Sıcakkanlı İnsanı: Vakıflı Köyünü sorduğumuz motosikletli genç gideceğimiz yere kadar eşlik etti. Musa Ağacı’nı sorduğumuz teyzem orda arabaya yer bulamazsınız, buraya bırakın diyerek evinin önünü gösterdi. Çınaraltında kahve içtiğimiz mekan sahibi ablamız, misafir çayı diyerek çay ikram etti.  Kaldığımız iki günde insanların birbirine olan sıcacık yaklaşımını,  misafirperverliğini, karşılıksız hürmetini gördüm; görmeyi özlediğim bu değerlerle çocukluk yıllarıma gittim.

Havaalanı: Hatay Havaalanı merkeze 25 km. Sadece İstanbul’dan bir günde kalkan 8 farklı sefer bulunuyor. Cumadan atlayıp Pazar akşam dönmelik keyifli bir hafta sonu için her şey var.

Sözün özü; Antakya, bir Cuma akşamı ansızın gelebilirim 🙂

Keyifli günler dilerim.

İnan Acılıoğlu.

 

6 yorum

  • Memleket Antakya olunca hayat hep bize güzel.
    35 yıl oldu antakta dışındayım hala koli ile besleniyoruz.
    Ve hep Kültürümüzü anlatmaktan gurur duyuyorum.
    Tüm notlar için tebrikler teşekkürler.
    Birde yıkılan (maalesef)Tarihi Roma köprümuz vardı. Eminim anlamsız yıkım olmasaydı şimdi 1 numaralı turizm talep noktası olurdu

  • Bu yazıyı okuduktan sonra tekrar Antakya’ya gitmeye karar verdim fakat başka bir gözle.. Sanırım Vakıflı köyü favorim olacak:) Harika bir paylaşım teşekkürler..

Bir Cevap Yazın